toplam 15 kişi bulundu. 15 adedi gösteriliyor.
memleketimden insan manzaraları hakkında

~ ahkam var.
Memleketimden İnsan Manzaraları 1.Kitabın 1.Bölümünden...
Haydarpaşa garında 1941 baharında
saat on beş. Merdivenlerin üstünde güneş
yorgunluk
ve telaş. Bir adam
merdivenlerde duruyor
bir şeyler düşünerek. Zayıf. Korkak. Burnu sivri ve uzun yanaklarının üstü çopur. Merdivenlerdeki adam
Galip Usta
tuhaf şeyler düşünmekle meşhurdur: "Kaat helva yesem her gün" diye düşündü
5 yaşında. "Mektebe gitsem" diye düşündü
10 yaşında. "Babamın bıçakçı dükkanından Akşam ezanından önce çıksam" diye düşündü
11 yaşında. "Sarı iskarpinlerim olsa kızlar bana baksa" diye düşündü
15 yaşında. "Babam neden kapattı dükkanını? Ve fabrika benzemiyor babamın dükkanına"
diye düşündü
16 yaşında. "Gündeliğim artar mı?" diye düşündü
20 yaşında. "Babam ellisinde öldü, ben de böyle tez mi öleceğim?"
diye düşündü
21 yaşındayken. "İşsiz kalırsam" diye düşündü
22 yaşında. "İşsiz kalırsam" diye düşündü
23 yaşında. "işsiz kalırsam" diye düşündü
24 yaşında. Ve zaman zaman işsiz kalarak "İşsiz kalırsam" diye düşündü
50 yaşına kadar. 51 yaşında "İhtiyarladım." dedi
"babamdan bir yıl fazla yaşadım." Şimdi 52 yaşındadır. İşsizdir. Şimdi merdivenlerde durup
kaptırmış kafasını
düşüncelerin en tuhafına: "Kaç yaşında öleceğim? Ölürken üzerimde yorgan olacak mı? "
diye düşünüyor Burnu sivri ve uzun. Yanaklarının üstü çopur.
memleketimden insan manzaraları insanın kendisine yakışanı giymesidir
unique !!
"memetçik memet"
kitabı vurgusuz okumak imkansız
Haydarpaşa Garında başlar, zincirleme devam eder. Destansıdır. Kitabı okuyuşumun ardından Haydarpaşa Garına vardığımda, ilk defa kendimi tarihsel bir serüvenin içinde gibi hissetmiştim. 16-17 yaşında filandım, Ankara'da yaşıyordum, dedemler İstanbul'da yaşıyordu. Çocukluğum boyunca defalarca o gara varmıştım, ilk kez, kitabı okuduktan sonra, varışımın hem ne kadar tekrarlanan, hem de ne kadar tekrarlanamayacak birşey olduğunu duyumsamıştım.
Bir yerlerinde, doktorla karısı hasta köylü arasında geçen bir diyalog vardı. "Sarı hap versen" diyip duruyordu köylü, o bölümde doktorun anlatıp da anlatamayışındaki çaresizlik hep aklımda kalmıştır.
efendim. az önce laboratuardan geldim. çok garipler, ben basit bir insan olarak, yahu nasıl tutacağım gözyaşlarımı, ne giysem, çizmelerimden en usturuplu olanıyla gitmeliyim, ayıp olur derken ne göreyim a dostlar hayat devam ediyor dört nala atlar gibi. gözlerimizde bizi şebeğe çeviren korkunç yeşil lensler, burnumuzda hazreti yavuz selim'in kulağından düşme bir hızma, uzaktan sümüğü de andırdığı oluyor, tırnaklarımızda fransız ihtilalinden kalma taze oje ve afedersiniz sırtımızda demek isterdim ama, maalesef, pantolon sırta giyilmiyor, ha buldum arkamızda, çatal gösteren pantolonumuzla, hatta taziyeye gelen ve ne hikmetse yaşı yaşımıza uydurulmuş ayaklanmış adama atılan flörtöz mü deniyordu neyse işte minvalden bakışla, benim kokteyl mi ülen bu diye durup durup kendimi çimdiklediğim o hayat devam ediyor. ben basit bir insanım feminist de değilim, emperyalist de. ne demek istiyorum peyki? demem o ki, yaşlandım, demem o ki, keşke canımın çektiği çizmeyi giyseydim, demem o ki, kaşlarımı zabt ü rabt altına alsaydım. ne kastım kendimi o kadar. basitimge
hamiş: kimseye hakaret yok, boşuna hakaretamiz imge aramayın.
yaklaşık 550 sayfalık tek bir şiirdir. türk edebiyatında bir tuğladır. çok da güzeldir.
 |
bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz. |
|
|